ATEŞ YAKMAK
Doğada kazanılması gereken en önemli becerilerden biri ateş yakmaktır. Ateş, özellikle kötü hava şartlarında sizi donmaktan korur, yemek yapmanıza imkan verir, yaban hayatı sizden uzak tutar. Belkide en önemlisi olağanüstü bir psikolojik destek ve güven hissi oluşturur. Şehir yaşamında son derece sıradan bir iş olan ateş yakmak, doğada çok zor olabilir. Ateş yakmayı iki temel … Okumaya devam et
DOĞADA SU BULMAK
Doğada yaşayabilmek için gerekli en temel ihtiyaç sudur. Temin edilemediğinde kısa sürede DEHİDRASYONa ve ardından da ölüme götürür. Doğadaki su kaynakları şunlardır. 1. Nehirler 2. Göller 3. Küçük dere ve akarsular 4. Yeraltından gelen kaynak suları 5. Yağmur suları 6. Eritilmiş kar suyu 7. Su birikintileri 8. Diğer tekniklerle -damıtma gibi- elde edilen sular Bu … Okumaya devam et
TRANGIA 27-2 UL OCAK VE PİŞİRME SETİ
Trangia 80 yıllık bir İsveç firması. Uzmanlık alanı da doğada kullanım için Ocak ve Yemek Setleri üretmek. Bu alanda dünyanın en önemli markalarından birisi. Ben Trangia’nın 27-2UL serisi çift kişilik bir ocak ve yemek setini kullanıyorum. Diğer setler de tamamen aynı, sadece kişi sayısı değişiyor. Öncelikle bu ocaklar ispirtolu. İspirto bulamadığınız noktada kolonya ile bile … Okumaya devam et
IGLOO 63177-1 TEK KİŞİLİK ÇADIR
Solo Likya Yolu yürüyüşü için yeni aldığım İgloo 63177 tek kişilik çadırı, yola çıkmadan hemen önce, bu cumartesi akşamı deneme fırsatım oldu. Tüm gece boyunca devam eden sağanak yağış ve zaman zaman sert esen bir rüzgar, oldukça iyi bir test ortamı oluşturdu. İşte edindiğim izlenimler. İGLOO outdoor malzemeleri üreten bir Amerikan firması. Esas uzmanlık alanı … Okumaya devam et
1. GÜN – 15 MART (Ovacık – Kozağaç)
Saat 01.30 ‘da Kamil Koç’un Gönen-Muğla otobüsüne bindim. Yerim hemen şöför arkası, 3 numara. Tam otobüs kalkmak üzere yazıhanede ki çocuklar koşarak geldiler. ‘’Abi şöför de, muavin de ilk kez bu hatta geliyorlarmış. Bandırma otogarı bilmiyorlar. Yolu tarif eder misin?’’ dediler. (Bandırma otogarı yeni yapıldı, birkaç yıllık.) Arabayı beklerken bu gençlerle sohbet etmiştik. Sırt … Okumaya devam et
2. GÜN – 16 MART (Kozağaç-Alınca)
Gece yarısı çadırın içini aydınlatan parlak bir ışıkla uyandım. 1-2 saniye sonrada arkasından kulakları sağır edercesine patlayan bir gökgürültüsü… Sağanak bir yağmur bastırdı, ama ne yağmur. Endişeye kapıldım. Çadır bu yağmuru nasıl kaldırır diye. Neticede 1500 mm su basıncı direncine sahip üç mevsim bir çadır. Her yeri kontrol ettim, şimdilik su almıyor. Uyku ağır bastı, … Okumaya devam et
3. GÜN – 17 Mart (Alınca-Bel)
Sabah 07.00’de uyandım. Oh be… İki gündür yağışlıydı. Bugün ise günlük güneşlik. Keyif içinde iki gündür yapamadığım çorbayı yaptım. Domates çorbası. Ekmeksiz biraz peynir, biraz da sucuk yedim. Toparlanma vakti geldi. Toparlanmam tam 1 saat 15 dakika sürüyor. Bu zamanı kesinleştirdim. 08.30 gibi yola koyuldum. Çık babam, çık babam bir türlü bitmiyor. Dün gece Alınca’ya ulaşmam … Okumaya devam et
4. GÜN – 18 MART (Bel-Gavurağılı)
Sabah 07.00 ‘da uyandırdılar. Bugün niyetim Xanthos’a gitmek. Çantamı hazırladım, dışarı çıktım. Osman keçilere gitmiş. Ramazan giyinmiş okula gitmek için servis otobüsünü bekliyor. Elinde de rubik küp. Fatma hanımda bahçe duvarı üstünde, ayakta kahvaltısını yapıyor. ‘’Gir içeri kahvaltı hazır’’ dedi. ‘’Osman gitmiş, ben eve girmeyeyim, sen getir ben de burada yaparım’’ dedim. Gitti tepside kahvaltımı getirdi. Ben de duvarın … Okumaya devam et
5. GÜN – 19 MART (Gavurağılı-Kınık)
07.00’da uyandırdılar. Çantamı topladım. Çamaşırlar kurumamış, hepsi sucuk gibi. Bu yüküm artacak anlamına geliyor. Çantam zaten çok ağır. (20 kg oldu sularla birlikte) Allahtan bugünkü parkur rahat. Deniz seviyesine inip, o irtifada devam edecek. Çıkış yok yani. Kahvaltıya geçtim. Almanlarda yeni gelmişler. Bende oturdum. Fatma çay getiriyor, börek getiriyor.. Çok güzel … Okumaya devam et
6. GÜN – 20 MART (Kınık-Üzümlü)
Sabah erkenden, 06.00’da uyandım. Bir saat yatakta yuvarlandım. 07.00’da kalktım, giyindim, doğru dışarı.. Dün akşam yemek yediğim yere gittim bir sabah çorbası içtim, Odama çıktım, çantamı topladım, 08.15 gibi yola çıktım. Likya Yolu kaldığım yerin hemen önünden geçiyor ve Xanthos’a doğru gidiyor. Asfalt bir yol. Kısa bir yürüyüşle (1 km. kadar) Xanthos’a ulaştım. Kent girişindeki görevliden … Okumaya devam et
7. GÜN – 21 MART (Üzümlü-Bezirgan)
Sabah 06.00 da uyandım. Tuvalet, çanta toplama, giyinme derken saat 07.30 da aşağıya indim. Rıza gelmemiş henüz. Bahçedeki masalardan birine oturdum. Rıza’yı bekliyorum. 5 dakika geçti geçmedi Rıza geldi. ‘’Ben şimdi kahvaltıyı hazırlarım, sen geç otur TV seyret’’ dedi. Sabah haberleri.. O gün 21 Mart Nevruz günüymüş. Diyarbakır’dan canlı yayınla hazırlıkları gösteriyorlar. Böyle bir yürüyüşte … Okumaya devam et
8. GÜN – 22 MART (Bezirgan-Gökçeören)
Sabah gün doğumuyla uyandım. Rüzgar kesilmiş, bu sefer de yağmur başlamış. İnce ince yağıyor. Yağmur daha da artabilir korkusuyla hemen fırladım ve toplanmaya başladım. Aslında köyün 08.30 da açılan bakkalını bekleyip pil ve yiyecek bir şeyler alacaktım ama vazgeçtim. Bu arada toplarken çadır polümün ipi koptu. Keyfim kaçtı. Gerçi onarabilirim ama, dün geceden uykusuzum, yağmur … Okumaya devam et
9. GÜN – 23 MART (Gökçeören-Kaş)
Sabah 06.00’da uyandım. Kahvaltı 07.30’da. 08.00’da da yola çıkacağız. Tuvalete gittim. Sırt çantamı topladım. Yola çıkmaya hazır hale geldim. 07.00’da Hüseyin uyandırmak için kapıyı çaldı. Dün akşam yemek yediğimiz yerdeymiş kahvaltı. Kalktım oraya geçtim. Hüseyin de yer sofrasını kurmuş, kahvaltılıkları getiriyor. ‘’Hüseyin benim borcum nedir?’’ diye sordum. ‘’Sen 50 TL. ver yeter’’ dedi. Pazarlıkla 40 TL. … Okumaya devam et
10. GÜN – 24 MART (Kaş’ta istirahat)
Bugün de Kaş’ta kalacağım ve kendime tam bir gün dinlenme fırsatı vereceğim. Sabah 05.30‘da uyandım. Küçük şekerlemelerle 06.30’a kadar yattım. Sonra kalktım bir banyo yaptım, giyindim ve kendimi Kaş sokaklarına attım. Güneşli, rüzgarsız, harika bir sabah. Kaş daha yeni uyanıyor. Limanda mendirek üzerinde bir yürüyüş yaptım, döndüm sahilde güzel bir çay bahçesine oturdum. Yavaş yavaş, … Okumaya devam et
11. GÜN – 25 MART (Kaş-Üzüm Koyu)
Sabah 06.00’da uyandım. Sanki kurulmuş gibi gün ışımasıyla beraber uyanıyorum artık. Önce çantamı hazırladım, duş aldım, giyindim. Kargoya kolimi almaya gittim. Saat sekiz ama henüz açılmamış. Karşısı otogar, oraya geçtim ve açık bir çay ocağında 08.30’a kadar oturup bekledim. 08.30’da kargo açıldı. Raflarda aradılar ama kargoyu bulamadılar. Cep telefonuma kargodan mesaj gelmişti. Açtım onu gösterdim. … Okumaya devam et














