KARİA YOLU-BOZBURUN YÜRÜYÜŞÜ (21-22 MART)

rsz_1vlcsnap-2016-04-11-14h12m18s127

YOLA ÇIKIŞ (21 MART 2016 PAZARTESİ)

Karia Yolu yürüyüşü için bu gece 20.15’de yola çıkacağım.

Bundan 2 sene önce de, solo olarak yolun tamamını yürümek için yola çıkmış, ancak Bahçeli (İsteriç) çıkışında sağ dizimden sakatlanarak Taşlıca‘da yürüyüşü bırakmak zorunda kalmıştım. Dönünce öğrendim ki menisküsüm yırtılmış ve çapraz bağlarım kopmuş. Üç ay koltuk değnekleri ile gezdim ve bir sene de hiç doğa yürüyüşü yapamadım. Son 8-9 aydır ise haftada 2-3 gün düzenli yürüyüş yapıyorum. Bacağımın durumu fena değil. Ufak tefek ağrılar olsa da yolu yürüyebilirim gibi geliyor. Ancak şimdi yolun tamamını değil, Bozburun Etabını bitirmeyi hedeflledim… Bundan ötesi bacağımın durumuna bağlı… İzin verirse Datça Yarımadasınada devam etmek istiyorum… Her neyse, umarım tekrar dizlerimde sorun yaşamam. Çünkü yürüyemediğim bir yıl kabus gibiydi.

-Hanımla birlikte Halk Eğitim Merkezinde yaklaşık bir yıldır devam ettiğimiz bir İspanyolca kursumuz var. Hocamız da Arjantinli avukat bir bayan, Lucrecia Hanım… 25 yıl önce bir Türk’le evlenerek ülkemize gelmiş, yerleşmiş ve artık bizden biri olmuş… Bir müddettir kulübümüzle birlikte doğa yürüyüşlerine geliyor. Biz de bu vesile ile kursa başladık. Kursta yeni tanıştığımız arkadaşlarda zaman içinde kulübe katıldı. Anlayacağınız kurs ile kulüp iç içe geçti.-

İspanyolca Kursu 19.00’da başlıyor.  Yüklendim sırt çantamı, ben de hanımla birlikte kursa gittim. Birinci dersin sonunda kalkıp otobüse yetişeceğim. Arkadaşlar beni uğurlama adına bir jest yapmışlar ve sınıfa pasta alıp gelmişler. Kursa gelmeyen kulüp üyelerinden de derse katılanlar oldu. Pastalı, İspanyolca iyi şanslar dileyen şarkılar eşliğinde beni kapıya kadar uğurladılar. Oldukça duygulandım. Utanmasam ağlayacaktım.. Eee ne de olsa yıllardır hanımın ”Bana bak, hem kendine, hem eşyalarına sahip ol. Kaybolma, sakın bir şeyini de kaybetme, gebertirim…” meali uğurlamalarına alışmışım… (Aslında hanım bu konuda pek te haksız sayılmaz. En az 4-5 gözlük, 3-4 telefon, baton, sayısız şapka, ıvır zıvır kaybetmişliğim vardır. )

12107809_10204845876981462_7981180955335368448_n

12063852_10204845774458899_2309436293699305670_n

Güzel duygularla kurstan ayrıldım. Bu yürüyüşte beni nelerin beklediği merakı ve heyecanıyla garaja geldim. Önce Gönen’den Balıkesir’e gidecek ve oradan da Marmaris’e aktarma yapacağım. Otobüse bindim, bomboş, bir tek ben varım… Sonra 2-3 kişi daha geldi, toplam 4-5 kişi yola çıktık. Saat 22.30 da Balıkesir Garajına geldik. Garaj da bomboş… Garaj esnafı ve otobüs bekleyen 5-10 yolcudan başka kimse yok. Sanırım Nevruz ve canlı bomba sendromu bu… Firmaları dolaştım, en sonunda gece 23.59’da Marmaris’e kalkan bir otobüs buldum. Hemen biletimi aldım. Sanırım sabah 07.00 sularında Marmaris’te olurum. Yürüyüşe başlamak için harika bir saat… Tüm gün yürüme şansım olacak.

Otobüsün kalkmasına daha 1.5 saat var. Beklemeyi hiç sevmiyorum. Kah dolaşıp, kah oturarak sıkıntıdan patlamış bir vaziyette bu süreyi geçirdim.

1 GÜN (22 MART 2016 SALI):

En sonunda Marmaris otobüsü 20 dk. gecikmeli olarak geldi. Hemen bindim. Bu otobüste bomboş. Sadece 3-5 genç var. Sanırım onlarda üniversite öğrencisi. Saat 03.00 gibi İzmir Otogarına girdik. Hiç abartmıyorum, korku filmi sahneleri gibi karanlık ve bomboş… Nerede bu insanlar…

Sabah 06.30 gibi Marmaris otogarına geldik. Hemen İçmeler servisine atladım. Saat tam 07.10’da Karia Yolu başlangıç noktasındaydım. Ne de olsa bu ikinci yürüyüşüm. Başlangıcı hiç aramadan kolaylıkla buldum… Burada kısa bir video çekimi yaptım ve patikaya daldım…

Turunç’a kadar önce yaklaşık 2 saatlik sert bir tırmanış var. Hızla tırmanmaya başladım. Tırmanma hızıma kendim bile şaşırdım. Çünkü bu kez gerçekten çok hafifim. Sırt çantası ana ağırlığı 8 kg… Su, yiyecek, yakıt tamamı da sanırım 11-11.5 kg. kadar. Üstelik son bir yıldır da haftada 3-4 gün 20-25 km.lik doğa yürüyüşleri yapıyorum. Anlayacağınız epey formdayım.

Tırmanışın başlangıcında dizlerimde hafif bir ağrı oluştu ve bu beni biraz korkuttu. Ancak bir müddet sonra, vücudum ısınınca ağrılar kesildi. Şimdi gayet iyi durumdayım ve hızla tırmanıyorum.

Bu rotanın coğrafyasına bayılıyorum. Dimdik kale suru gibi dağlar, ıssız el değmemiş çam ormanları, size sürekli eşlik eden masmavi bir deniz ve tarih… Ne ararsanız var…

Zorlu bir çıkıştan sonra, Turunç öncesi en yüksek noktaya ulaştım. Bundan sonra Turunç’a kadar iniş var. İniş de Turuncu gören yamaçtan değil, tam tersinden yapılıyor. Zirvede biraz dinlendikten sonra hızla inişe başladım. İnişleri pek sevmiyorum. Dizlerim daha çok hırpalanıyor ve onları korumak adına hızım yavaşlıyor. O nedenle yavaş yavaş inmeye başladım.

Biraz sonra bir ağaca bağlanıp aşağıya doğru sarkıtılmış bir ipe rastladım. Bir anda jeton düştü.

Facebook’ta bir hafta kadar önce bir tartışmaya rastlamıştım. Bir arkadaş ”Turunç’a iniş öyle zor ki halatlarla iniliyor.” diye yazmış, başka bir arkadaşta ”Orada öyle bir durum yok, siz farklı bir rotadan yürümüş olmayasınız?” diye nazikçe cevap vermişti… Ben de bu rotayı daha önce yürüdüğüm için, ipin olmadığını ya da daha doğrusu iplik bir durum olmadığını çok iyi biliyorum.  O nedenle içimden ”yürümemiş bu rotayı?” demiştim…  İşte bu ip, o ip… Gerçekten var… Günahını almışız arkadaşın… Ancak ilginç olan o ipin orada ne aradığı. Çünkü bildiğiniz normal bir iniş. Eğim ancak 15 derece kadar. Uçurum falan da yok. Yani iplik hiç bir durum yok. İzmir Kordon’da yürür gibi yürüye yürüye inilecek bir yer. Hayret…

Hızlı bir inişle saat 10.00’da Turunç’a girdim. (Buraya kadar olan bölümde işaretlerin gayet iyi olduğunu söylemeliyim.) Geçen geldiğimde açık bir çay bahçesi vardı. Gene açık olabilir diye doğruca oraya gittim.. Evet gene açık. Güneş alan bir masaya oturdum ve çayımı söyledim.Yaklaşık 35-40 dk. çay ve ayran içerek dinlendikten sonra, ”yolcu yolunda gerek” diyerek ayaklandım. Bir marketten 2.5 litre su aldım. Turunç’a kadar da tam 1 litre su tüketmiştim. Bakalım bu gün toplamda kaç litre tüketeceğim.

Geçen sefer Turunç’tan çıkışta yolu bulmada zorlanmıştım. Bu kez kolaylıkla çıktım. Zeytinliklerin içinden geçen yoldan devam ettim ve sola ayrılan patikaya girdim. Turunç-Amos arası da bir tırmanış ve iniş içeriyor.. Geçen sefer burada işaretlerde problem vardı. Bakalım yenilenme yapılmış mı? Hayır, problem hala devam ediyor… Hatta 2 yıl içinde daha da kötüleşmiş. Çünkü patikalar belirgin değil ve işaretlemeler kötü. Ben daha önceki yürüyüşümde bu problemli bölümde epey işaret aramış ve bulmuş olduğum için, hatıralarıma dayanarak bir sonraki işaretleri kolaylıkla bulabildim. Ancak ilk kez yürüyen biri buralarda epey zaman kaybedebilir.

Burada bir parantez açarak Karia Yolu’nu yürüyeceklere önerilerimi sunayım.

  1. İşaretleri kaybettiğinizde ne olursa olsun bir sonraki işareti arayın ve bulun… Havlu atıp kendi rotanızı açmaya çalışmayın. Çünkü coğrafya çok sert… Kolay kolay geçit vermeyen dimdik kayalıklar ve derin vadiler… O nedenle çok yakın bir yere bile, kendi rotanızı açarak ulaşmanız zor olabilir. Önerim pes etmeden işaretleri arayın, mutlaka bulacaksınız. Çünkü var..
  2. İşaretleri ilerlediğiniz yönde göremez ve doğru yolda olduğunuz konusunda kuşkuya kapılırsanız, dönüp bir de arkanıza bakın. Çünkü işaretlerin bir kısmı sadece tek yönde yürüyecekler için yapılmış. Bazen doğru patikada olduğunuzu arkanıza bakıp gördüğünüz işaretlerden anlayabiliyorsunuz.
  3. Babalara dikkat edin. Artık iki yıl öncesine göre çok daha fazla baba var. Yürüyüşçüler boş durmamış çalışmış. Bu babalar sizi doğru yola sokmada çok iş görüyor. Baba derken de öyle onlarca taş üstüste konularak yapılmış kocaman babalardan bahsetmiyorum. Çoğu baba, bir taşın üstüne konmuş ikinci bir taştan oluşuyor.

Bir kaç baba da ben yaparak, saat 14.00 gibi Dionysys Otelin önünden geçen toprak yola çıktım. Sola, Amos’a doğru döndüm. Toprak yolun patikaya dönüştüğü noktada, sırt çantamı çıkardım ve kısa bir mola verdim. Derken otel tarafından ben yaşlarda bir adam geldi.

Adı Cemal. Kimya mühendisiymiş, ancak uzun müddettir bu otelde yöneticilik yapıyormuş. Beni otele çay içmeye davet etti ve otelde sularımı doldurabileceğimi söyledi.

Başlangıçta geceyi Amos’ta ya da Kumlubük’te kamp kurarak geçirmeyi planlamıştım. Ancak Amos’a erken gelmem nedeniyle, Gerbe Kilise’ye devam etmeye ve kampımı orada kurmaya karar verdim. Çünkü çok daha ıssız ve çam ormanı içinde harika bir bölge… Gerbe Kiliseye geç kalma riskine rağmen daveti kabul ettim. Çünkü Amos ve Kumlubük’te su problemi var. Market ve çeşme yok. Birilerini bularak su istemek durumundasınız. Geçen sefer de inşaatta çalışan işçiler vermişti. O nedenle su ikmali cazip geldi. Çünkü gece kampta da suya ihtiyacım olacak.

Otele gittik ve Cemal Beyle çaylarımızı içerken kısa bir sohbet ettik. Bu sene turizm sektöründe ki sıkıntılardan bahsetti. Yaz rezervasyonları henüz % 15’e bile ulaşmamış. Oysa bu periyotta en kötü % 80 olurdu dedi.

15 dk.lık bir sohbetten sonra, sularımı doldurdum ve hızla yola koyuldum. Amos buradan çok yakın. Kısa sürede ulaştım. Geçen sefer antik kente çıkmamıştım. Bu kez tahta merdivenin başında sırt çantamı bıraktım. ve kamerayı alarak antik kente tırmandım. Biraz video çektim ve geç kalmamak için saat 15.30 gibi hızla Gerbe Kilise’ye doğru yola koyuldum.

Önce Kumlubük’e indim ve Dionysos Otel’in önünden geçen toprak yola tekrar çıktım. Karia Yolu kısa bir müddet sonra toprak yoldan ayrılıyor ve sağdan patikaya giriyorsunuz. Bundan sonrasında da gene oldukça dik bir çıkış var, ama İçmeler-Turunç arasında ki  kadar değil. Ancak sabahtan beri epey yoruldum… Artık sık sık mola veriyorum…. Tırmanış bittikten sonra yol, harika bir çam ormanı içerisinden ve oldukça düz sayılabilecek bir patikadan devam ediyor. Sol tarafınızda da deniz manzaraları. Harika bir de hava var. Dizim gayet iyi… Başlangıçta ki o küçük ağrılar da tamamen kayboldu. Üstelik bugün planladığımdan daha ötesini yürümenin etkisiyle iyice keyiflendim.  Yavaşladım ve manzaranın tadını çıkara çıkara yola devam ettim.

Saat 17.00 civarı Gerbe Kilise’ye ulaştım. Kilise dediğime bakmayın. Sadece bir duvarı kalmış. Bir de onun önünde küçük kemerli bir duvar daha. Hepsi o… Hızla kampımı kurdum. Eşyalarımı çadırın içine düzgünce yerleştirdim. Sonra yiyeceklerimi ve rakımı aldım. Duvarın üzerine yerleştim. Hava iyice kararana kadar, hem yemeğimi yedim, hem rakımı içtim, hem de doğayı seyrettim.

Saat 19.00 oldu. Tam 36 saattir uyumadım. Çünkü otobüs yolculuğunda uyuyamıyorum. Uyku iyice bastırdı. Hemen çadıra girdim. Yeni ultraligh oyuncaklarımı, yani 250 gr.lık Ferrino Rider Bivak ve 250 gr.lık JR Gear Zeon Standart Matı doğada ilk kez test imkanı bulacağım. Mat bivakın içinde. Zeon Matın tasarımı çok ilginç. Sanki hiç rahat edemeyeceksiniz gibi duruyor, ama gayet rahat.

Hemen derin bir uykuya daldım..

Gece sırtımda bir üşüme ile uyandım. Hemen anladım. Mat patlamış ya da ne olduysa tamamen inmiş. Toprak üstünde yatıyor durumdayım. Bivak ise çalışıyor. Sadece sırtım üşümüş. Saate baktım 22.00… Üç saat uyumuşum. Çıktım çadırdan matı aldım, inceledim, bir yırtık patlak göremedim. Tekrar şişirmeye çalıştım… Şişmiyor. Anormal canım sıkıldı. Mat olmadan da yatmak neredeyse imkansız. İşin konfor kısmını geçtim, akciğer, böbrek, karaciğer ne varsa hastalanır bu şekilde… Çünkü gayet iyi bir havada bu kadar üşüdüm. Bir de yağışlı havada, çadırın altından soğuk yağmur sularının aktığını düşünün. Zatürre olmak garanti gibi bir şey.

Gelecek günler için ne yapacağımı sonraya bırakarak, bu geceyi nasıl atlatacağımı düşünmeye başladım. Montumu, pançomu, yedek kıyafetlerimi çıkardım, sırt bölgeme yerleştirdim. Tekrar yattım, hemen uyumuşum.

Gene sırtım buz gibi uyandım. Sabah oluyor mu diye saate baktım. O da ne? Daha 23.00 bile olmamış. Bu gece zorlu geçecek belli. Tekrar kalktım. Bu kez sırt çantamı tamamen boşalttım ve onuda sırtımın altına yerleştirdim… Sırt çantası iş gördü. Soğuk kesildi… Ancak bu kez de sert zemin rahatsız ediyor. Bir uyuyor, bir uyanıyorum.

Gece yarısı gene uyandığımda çadırın yakınından homurtuların ve seslerin geldiğini farkettim. Anlaşılan yaban domuzları besleniyorlar. Daha önceleri tedirgin oluyordum ancak artık buna alıştım… . Tekrar uyumuşum…

 

Reklamlar
Comments
One Response to “KARİA YOLU-BOZBURUN YÜRÜYÜŞÜ (21-22 MART)”
  1. FIRAT dedi ki:

    Umarım hasta olmamışsınızdır. Yazının devamını merakla bekliyorum. İşte bu yüzden ben şişme mata pek güvenmiyorum. Özellikle malzeme değerlendirmeleriniz çok kayda değer. Toplamda harcadığınız su, yiyecek miktarı ve türü. Bunları yazının sonunda genel bir değerlendirme yaparak yazarsanız çok sevinirim. Saygılar.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: